RENK DEVRİMİ
Bir zamanlar Hürdeniz ülkesindeki insanlar için hayat griden ibaretti. Gökyüzü griydi. Ağaçlar, çiçekler, kitaplar, duvarlar ve daha birçok şey de gökyüzüyle beraber griydi. Burada yaşayan insanlar için renkler yoktu. Yalnızca çok yaşlı insanların bahsettikleri masallardı renkler artık. Buradaki insanlar gri ve siyah dışında renk bilmezdi. Çünkü renkleri kullanmak çok uzun zaman önce yasaklanmıştı.
Renklerin yasaklanmasıyla beraber hükümet ülkenin etrafına yüksek, tırmanılamaz gri duvarlar örmüştü. Halkın ülkenin dışına çıkmasını yasaklamıştı. Denetim için Renk Polisleri Teşkilatı kurulmuştu. Renk polislerinin görevi gri ve siyah renk dışında herhangi bir rengin kullanmasını engellemek, gri ve siyah dışındaki tüm renkleri ülkeden silmekti. Gündüzleri insanları, evlerini denetler geceleri ise boya işçilerinin güvenliğini sağlarlardı. Boya işçileri ülkeyi siyah ve gri renklere boyamakla görevliydi. Zamanla renk memurları, renk danışma hattı, renk psikolojik danışmanları gibi pek çok yeni meslek ortaya çıktı. Böylece Hürdeniz ülkesinin halkı renkleri tamamen unuttu.
Renkler yasaklandıktan sonra doğan çocuklar renkleri tanımadan büyüdüler. Griye boyanmış bir huzursuzluk taşıdılar hep yüreklerinde. Mihri isimli küçük kız da griye hapsolmuş bu dünyada renklerin varlığını bilmeden doğup büyüyen çocuklardan biriydi. Mihri resim çizmeyi çok severdi. Hayallerini, neşesini bazen de huzursuzluğunu resimleriyle anlatırdı. Onun için en zoru mutlu olduğu zamanlarda resim çizmekti. Çünkü çizdiği gri resimlerde hep bir şey eksikmiş gibi gelirdi. Ama neyin eksik olduğunu bilemezdi.
Her şeyin başladığı o pazar günü Mihri, ailesiyle kahvaltısını yaptıktan sonra arka bahçeye çıktı. Elinde gri resim defteri ve siyah kalemi vardı. Arka bahçelerinin resmini yapmaya karar verdi. Önce evlerinin duvarlarını çizdi, sonra bahçedeki gri ağaçları, sonra da gri çimenleri. O resmini bitirmek üzereyken komşuları Cihat amcanın köpeği Duman hızla bahçeye daldı. Doğruca Mihri’nin yanına koştu. Mihri Duman’ı çok severdi. Gri uzun tüylerini okşar, Duman’la oyunlar oynardı. Duman’ı sevmek için uzandığında Duman’ın ağzında bir şey olduğunu gördü. Yakından bakınca bunun bir çiçek olduğunu anladı. Usulca aldı çiçeği. Bu çiçek bugüne kadar gördüğü çiçeklerden çok farklıydı. Griye ya da siyaha hiç benzemiyordu. Parlak, canlı bir rengi vardı. Büyülenmiş gibi çiçeği izledi bir süre Mihri. Kendine biraz olsun geldiğinde düşünebildiği tek şey bu çiçeği saklaması gerektiği oldu. Hızla odasına çıkıp çiçeği sakladı.
Günleri bu çiçeğin sırrını çözmeye çalışmakla geçiyordu. Ama bir türlü çözemiyordu. Sonra bir gün aklına büyükannesinin küçükken Mihri’ye anlattığı masal geldi. Bir grup insan Gri Kral’a savaş açıyordu. O zamanlar Mihri, Gri Kral’a neden Gri Kral denildiğini anlamadan dinlemişti masalı ama şimdi anlıyordu. Gri Kral gri rengi temsil ediyordu. Bir grup insanda diğer renkleri. İnsanların masaldaki ismini hatırlamaya çalıştı Mihri. Demirci çırağı Mavi geldi aklına ilk, sonra çamaşırhane sahibi Bayan Kırmızı. Başka kimseyi hatırlayamadı ama. Daha fazla ipucu bulabilmek için büyükannesinden kalan eşyaların olduğu tavan arasına çıktı koşarak. Her yere baktı ama masalla ilgili hiçbir şey bulamadı. Tam pes edip gitmek üzereyken kapının arkasındaki eski sandık dikkatini çekti. Büyükannesinin odasında pek çok kez görmüştü bu sandığı. Heyecanla kapağını kaldırdı. Sandığın içindeki örtüleri kaldırınca eski albümleri buldu. Tüm sayfalarda siyah beyaz fotoğraflar vardı. Hayal kırıklığıyla sandığın kapağını çarparak kapattı. Çarpmanın etkisiyle sandığın içinden bir ses geldi. Kapağı kaldırınca kapağın içinde gizli bir bölmenin açıldığını gördü. Bölmede bir fotoğraf ve bir kutu kalem vardı. Mihri çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Elindeki fotoğraf diğerlerinden farklıydı. Gri değildi. Rengarenkti. Fotoğrafın arkasını çevirdi. Büyükannesinin yazısını tanımıştı.
– Bir zamanlar hayatımızda renkler vardı ve bir gün hükümet renkleri yasakladı. Hepimizi bu gri dünyaya hapsetti. Ama ben hatırlıyorum, unutmadım renkleri. Bir gün yine bu dünyanın renklere boyanacağını biliyorum.
Şimdi anlamaya başlamıştı Mihri yaşananları. Kalemlere baktı heyecanla, gri değillerdi. Notun şaşkınlığı ve kalemlerin sevinciyle dağınıklığı toplayıp odasına indi. Kimseye yakalanmamalıydı. Önce bulduğu çiçeğin resmini yaptı, sonra hayallerinin. Bir hafta boyunca rengarenk resimler yaptı. Her yaptığı resimde ruhunun özgürleştiğini hissediyordu. Renklerin elindeki sayfalarda dolaşması gibi isyan da Mihri’nin damarlarında dolaşıyordu.
Yaklaşık bir hafta sonra okuldan dönerken arkadaşı Itır, Mihri’nin serçe parmağındaki yeşil çizgiyi gördü. Önceki gece çizdiği ağaçları boyarken bulaşmış olmalıydı eline. Itır Mihri’yi renk polislerine şikâyet edeceğini söyleyerek panik içinde uzaklaştı oradan. Mihri korkuyla eve koştu. Önce boya kalemlerini tavan arasındaki sandığın gizli bölmesine sakladı. Sonra eline bulaşan yeşil boyayı yıkadı. Şimdi sıra resimlerine gelmişti. Onları tehlikeye atmak istemediği için komşuları Cihat amcanın bahçesindeki çalılıklarının arasına saklamaya karar verdi. Sonra da sakince eve döndü. Renk polisleri gelmişti bile eve. Öfkeyle evi arıyorlardı. Salon, mutfak, Mihri’nin odası derken sıra tavan arasına gelmişti. Çok korkuyordu Mihri. Kalemler bulunursa ne olacaktı?
Daha o sorusunu içinde cevaplayamadan renk polisleri kalemleri buldu. Öfkeyle kalemlere el koyup Mihri ve ailesine de yazılı uyarı cezası verdiler. Eğer benzer bir durumla karşılaşılırsa ailece bu ülkeden kovulacaklarına dair bir uyarıydı bu. O gece ailesi Mihri’yle uzun bir konuşma yaptılar ve resim çizmesini yasakladılar. Bu cezayı ve yaşananları çok acımasızca bulmuştu Mihri.
O gece sabaha kadar uyumadı. Ne yapabileceğini düşündü. Okuduğu bir kitapta şöyle diyordu yazar: “Bitkilerin fazla dar saksılarda nefes alıp büyüyemeyeceğini söylerdi hep. Artık onun ne demek istediğini biliyordu.” Mihri’de biliyordu. “Bu saksıyı kırıp atacağım.” diyerek evden fırladı. Cihat amcanın bahçesine sakladığı rengarenk resimleri aldı önce. Sonra doğruca kasaba meydanına gitti. Resimleri şehir meydanındaki panolara, direklere astı. İşini bitirdiğinde tıpkı sergiye benziyordu meydan. Yanında getirdiği gri çarşafa “ÖZGÜRLÜĞÜN SERGİSİ” yazdı, meydandaki iki ağacın arasına astı çarşafı. Sabah sergisinin insanlarda uyandıracağı şaşkınlığı düşünerek gururla evine gitti.
Sabah olduğunda annesi ve babası apar topar uyandırdılar Mihri’yi. Ne olduğunu bile açıklamadan meydana sürüklediler adeta. Şehir meydanına kargaşa hakimdi. Çocuklar büyülenmişçesine resimleri izliyor, renk polisleri resimlere müdahale etmeye çalışıyordu. Aileler korkuyla çocuklarını evlerine götürmeye çalışıyordu. Mihri yüzünde gülümsemeyle meydana yürüdü. Ailesi şaşkınlık ve korkuyla engel olmaya çalıştı Mihri’ye. Ama o umursamadı. Onlara da öfkeliydi. Polislere de öfkeliydi. Ama en çok hükümete öfkeliydi. Renkleri almışlardı hayatlarından. Renkleri tanımayan ruhsuz bir nesil yetiştirmişlerdi. Bu yüzden öfkeliydi. Çocukların renklere bakan gözlerindeki ışıktan cesaret aldı konuşmasına başlarken Mihri. Büyükannesinin masalını anlatmaya başladı. Renk polisleri engel olmaya çalıştıysa da başarılı olamadılar. Çünkü insanlar dinlemek istiyorlardı Mihri’yi. Çaresiz geri çekildi renk polisleri. Sessizce dinlediler Mihri’yi. Mihri masalı anlattı, kendi hikayesini anlattı, ailesinin ve hükümetin ona resim çizmeyi yasakladığını anlattı. En sonda da sordu dinleyenlere:
– Yetmedi mi bu yasaklar? Yetmedi mi karanlık hayaller? Ben artık dünyamı renklere boyamak istiyorum. Ben artık nefes almak istiyorum. Var mısınız benimle renkleri geri getirmeye?
İnsanlar çılgınca alkışlıyor, bağırıyor, çocuklar Mihri’ye koşup sarılıyordu. Yaşlılar hatırladıkları renkli dünyanın özlemiyle ağlıyordu. İşte renk devrimi gerçekleşiyordu. Cihat amca ise gözleri yaşla dolu gururla izliyordu Mihri’yi. “Doğru kişiyi seçtik Duman.” diyordu köpeğin uzun gri tüylerini okşayarak. “Korumayı başardığımız tohum çiçeğe, çiçek de devrime dönüştü.”